Jeremy Atherton Lin’den ‘Deep House’: Queer Aşkın En Güçlü Hikayesi ve Eşcinsel Evliliğin Mücadelesi

17 Temmuz 2025 MagazinStar

Jeremy Atherton Lin’den ‘Deep House’: Queer Aşkın En Güçlü Hikayesi ve Eşcinsel Evliliğin Mücadelesi

Jeremy Atherton Lin, queer kültürün nabzını tutan yazılarıyla tanınan bir deneme yazarı. İlk kitabı Gay Bar ile queer deneyiminin merkezindeki kulüp kültürünü incelerken, şimdi ise yepyeni kitabı Deep House ile okuyucuları hem kişisel hem de tarihsel bir yolculuğa çıkarıyor.

MagazinStar olarak Lin ile queer romantizm, pop kültürün queer yaşamındaki yeri ve dışlanmışlıkla var olmanın gücü üzerine özel bir röportaj gerçekleştirdik.

Lin’in yeni kitabı, kendi uzun soluklu ilişkisinin hikayesini anlatırken aynı zamanda eşcinsel evliliğin yasallaşmasına öncülük eden pek çok LGBTQ+ aşk hikayesini de bir araya getiriyor. Kitabın çıkış fikrini şöyle anlatıyor:

“Ortağım benim ilham kaynağım ve onun için yazmak istiyorum. Uzun yıllardır birlikteyiz ve bir mentorum bana 30 yılın yaşananları değerlendirmek için iyi bir süre olduğunu söyledi. Hikayemizi, göçmenlik ve queer kimliğin kesiştiği bir perspektiften anlatmak istedim. Çünkü bizim aşkımız, sınırları aşmak, tehditlerle yüzleşmek zorunda kalan birçok queer aşk hikayesinin parçası. Heteroseksüeller evlenebilirken, bizler bunu yapamıyorduk. Bizim yolculuğumuz eşcinsel evliliğin yasallaşma mücadelesiyle paralel.”

Bugün LGBTQ+ hakları açısından zorlu zamanlar yaşanırken, ABD’de Obergefell v. Hodges kararının geri alınma ihtimali gündemde. Lin, yazarken haklarımızın kırılganlığının farkında olmadığını ama kitabın umut verdiğini söylüyor. “Baskıcı ve eşitsiz bir dönemi atlattık, ama o süreçte çok eğlendik. Dışlanmışlık içinde yaşamanın getirdiği özgürlükler var. Ana akımın dışında yarattığımız yaşam biçimleri, sonunda daha eşitlikçi bir toplumun parçası olabilir.”

Kitapta evliliğin geleneksel heteroseksüel bir kurum olmasıyla özgür ve karşı kültür queer yaşam arasındaki paradoks da ele alınıyor. Lin bu dengeyi “Çoğumuz kendimizi tek bir kalıba sokamayız. Ben belki biraz ‘freak’ tarafımla var oluyorum. Yazarken bir yol haritası sunmuyorum, daha çok belirsizliğin neşesini kutluyorum. Hayatın her günü kendini güvende ve mutlu hissetmekle ilgili,” sözleriyle özetliyor.

Lin, ortağını “ilham perim” olarak tanımlıyor ve kendi tarzını “duygusal ama ironik, entelektüel bir oyun” olarak betimliyor. Queer topluluğunda kuralları kendimizin yapabileceğini, geçmişte yaşanan kayıplarla da kuşaklar arası bir bağ arandığını ekliyor.

Kitapta özellikle UK merkezli Andrew ve Mark’ın hikayesi Lin’in favorilerinden. Mark, İngiltere sınır görevlisi ve aşık olduğu Andrew’un ülkede kalabilmesi için pasaportuna yasa dışı mühür basıyor; sonunda hapis cezası alıyor. Ancak bu aşk, Mark’ı Stonewall Göçmenlik Grubu’nda aktif bir mücadeleci yapıyor.

Pop kültürün queer yaşamındaki yerini sorulduğunda Lin, “Ben dışarıda büyürken queer kültürü ekrandan izlemek zorundaydım. Üniversitede ise kamp klasikleri izleyip queer anlarını paylaştım. Camp bir yargı değil, aidiyettir,” diye yanıtlıyor.

Uzun süreli aşk için tek bir önerisi varsa, “Sıradan günlük hayatı romantizmle doldurun,” diyor. Queer çiftlerin ilişkilerini yasalar karşısında sürekli ispatlamak zorunda kaldığını ve bunun haksızlık olduğunu vurguluyor. Ama bu zorlukların aslında “dünyaya karşı birlikte” olma hissi yarattığını belirtiyor.

Röportajın sonunda ise sevdiği eserlerden, ilham aldığı yazarlardan ve queer yazının geleceğinden söz ediyor. En büyük aşk hikayesi olarak “Romeo ve Juliet”i seçen Lin, yeni kuşak queer yazar olarak Melissa Febos’u öne çıkarıyor.

Deep House, queer aşkın hem kutlaması hem de direnişinin destanı olarak karşımızda.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir