Deutsche Oper Berlin’de Queer Büyü: “Emersion” Operayla Drag’ı Buluşturuyor

11 Temmuz 2025 MagazinStar

Deutsche Oper Berlin’de Queer Büyü: “Emersion” Operayla Drag’ı Buluşturuyor

Berlin’in en yenilikçi sahnelerinden biri olan Deutsche Oper’in Tischlerei sahnesi, bu yaz dikkat çeken bir performansa ev sahipliği yapıyor: “Emersion”. İsrailli non-binary bariton ve besteci Shlomi Moto Wagner’in de sahnede yer aldığı bu queerfeminist yapım, opera, techno, drag ve aktivizmi bir araya getirerek izleyiciye hem sanatsal hem de politik bir deneyim sunuyor.

Queer Bedenler, Büyü ve Direniş

“Emersion” kelime anlamıyla “görünür olma, yüzeye çıkma”yı ifade ediyor. Performans, üç klasik operadaki ortak bir temaya odaklanıyor: kadınsı büyü ve spritüalite. Richard Strauss’un “Die Frau ohne Schatten”, Ottorino Respighi’nin “La Fiamma” ve Giuseppe Verdi’nin “Macbeth” operalarındaki gizli kalmış bu tema, modern bir perspektifle sahneye taşınıyor. Projeyi yöneten isim: Ariane Kareev.

Sahnedeki yaratıcı ekip arasında yer alan Shlomi Moto Wagner, projeyi şu sözlerle tanımlıyor:

“Emersion’da opera yapısını queer kültür ve pratiklerle birleştiren bir deneyim yaratmak benim için çok önemliydi.”

Sahnedeki Tanrıça: Mazy Mazeltov

Shlomi Moto Wagner, sahnede yalnızca bir bariton ya da besteci olarak değil, aynı zamanda kendi yarattığı drag karakteri Mazy Mazeltov olarak da varlık gösteriyor. Wagner, yıllar süren klasik müzik kariyerine rağmen queer kimliğini sahnede temsil edemediğini, bu nedenle drag dünyasına adım attığını belirtiyor:

“Operada queer hikâyelerimizi, dolayısıyla kendi hikâyemi asla anlatamadım. Olan birkaç örnek ise ya klişelere ya da acı dolu anlatılara dayanıyordu.”

2012’de Berlin’e taşındıktan sonra Mazy Mazeltov karakterini yaratan sanatçı, SchwuZ, Meschugge partileri ve Hamburg’daki Mary’s gibi mekânlarda performanslar gerçekleştirdi. 2016 yılında Almanya’da yayımlanan Das Supertalent yarışmasında dikkat çeken Mazeltov, izleyiciye sadece görsel bir şov sunmakla kalmadı, aynı zamanda cinsiyet üzerine derin bir düşünsel alan da açtı:

“Drag, benim için sadece eğlenceli ya da kamp bir gösteri değil; aynı zamanda spritüel bir pratik. Cinsiyet rollerini özgürce sorgulayabildiğim, varoluşa farklı bir perspektiften bakabildiğim bir alan.”

Emersion’da Drag ile Kabbala Buluşuyor

Emersion’da Wagner, “Büyük Tanrıça” rolüyle sahneye çıkıyor: cinsiyetsiz bir drag figürü olarak seyirciyi queerfeminist bir ütopyaya rehberlik ediyor. Müzikal yapı ise alışılmışın tamamen dışında.

Wagner’in bu performans için bestelediği parçalar; pop-opera formlarını, techno beat’lerini, queer kulüp seslerini ve Dana International gibi ikonların örneklemelerini içeriyor. Ayrıca Bellini’nin Norması, Verdi’nin La Traviata ve Macbeth operalarından, Strauss’un Die Frau ohne Schatten eserinden bölümlerle harmanlanıyor.

“Dana International 1998’de Eurovision’u kazandığında benim için büyük bir ilham kaynağı olmuştu. Bu performansta onun sesine de yer verdim,” diyen Shlomi, queer seslerin gücünü vurguluyor.

Opera, Kulüp Kültürü ve Direniş Aynı Sahne Üzerinde

“Emersion”, yalnızca bir sahne gösterisi değil, aynı zamanda bir kimlik politikası, bir estetik arayış ve bir queer direniş manifestosu. Queer tarih, Yahudi mistisizmi, kabbala, techno ve klasik müzik bu sahnede ilk kez bu kadar bütünleşiyor.

Berlin’de, sanatın kalbinde yer alan bu deneyim, klasik sanat formlarını dönüştürerek bugünün kuir anlatılarına alan açıyor.

“Bu gece, büyü bizimle olacak” – queer topluluğun sesleri artık yalnızca sokakta değil, operada da yankılanıyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir